6 Ağustos 2011 Cumartesi

Sokağın Sanatçı Gerillaları - röportaj, Taraf Gazetesi, 20 Mayıs 2010

TARAF GAZETESİ RÖPORTAJI

Sokağın Sanatçı Gerillaları - röportaj, Taraf Gazetesi, 20 Mayıs 2010

Erkan Doğanay'ın Şinasi Güneş ile Taraf Gazetesi için Yaptığı Röportajın Dökümüdür.

1- Sokak Sanatı adlı kitap çalışmasını hazırlarken sokak aktivistlerinin genel tavır ve kaygılarını nasıl yorumladınız?
Sokak sanatçılarının büyük bir bölümü kendilerine dair kitap hazırlanması fikrine sıcak baktı. Burada fame olma- ünlü olma duygusu ön plandaydı. Fakat içlerinden bazıları birtakım kaygılar taşımaktaydı. Bunlardan öne çıkanı kendi isimlerinin deşifre edilmesiydi. Çünkü onlar sokak sanatının bir gereği olan tag’leri (kodları) kullanmaktaydılar. Kitapta da buna sadık kalındı. Diğer bir kaygıları ise popüler kültürün angajmanları nedeniyle sıradanlaşma tehlikesiydi.

2- 12 Eylül sonrası sokağın topluma yasaklandığı dönemi dünyada da “bir trend” olarak yükselen sokak sanatı ile yeniden “kamusal” alanın dışında algılamaya başladık. Sokak Sanatı adlı kitabı hazırlarken sosyal-politik bir arkeolojik çalışmada yapabildiniz mi?
12 Eylül’ün birey ve toplum algısını her yönden değiştirdiğini bizatihi kendi yaşam sürecinde tecrübe etmiş bir sanatçıyım. “Politik” olanın birey, toplum ve sanat üçgeninde uzakta tutulduğu bir zaman dilimini yaşadık. Ancak bu süreç artık tersine döndü. Türkiye’de birçok genç sokak sanatı ile politik olanı, birey-toplum ve sanat üçgeninin içine taşımaya başladılar. Bu gençler sokak sanatını yalnızca kamusal alanda değil özel alanların içine dahi taşıma cüretini gösterdiler ve kanımca başarılı da oldular. Zaten varolan bir sosyo-politik geçmişin kalıntılarını üzerinde taşımakta olan sokak sanatçıları, bu kalıntıları yapmış oldukları sanatsal üretimleriyle ortaya çıkarmış oldular. Dolayısıyla kitabın hazırlanma aşamasında özel bir arkeolojik çalışmaya gerek kalmadı. O, zaten sokak sanatının ruhunda hep vardı.


3- Teknolojinin gelişmesi ile birlikte yapılanan enformasyon toplumu üzerinde sokak sanatı sanatsal bir iletişim mi? Yoksa vandallık mı olarak ele alınmalı?
Enformasyon toplumu her anlamda bir dönüşümü işaret etmekte ancak Türkiye’de bu dönüşüm biraz sakat işliyor. Teknolojinin ve bilginin hazmedilmeden birey üzerine yığılması sosyo-psikolojik yönden bir takım defektlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Bu durum iletişimin çarpıklaşmasına ya da doğru algılanmamasıyla doruk noktaya ulaşıyor. Sokak sanatı işte bu noktada iletişimi, sanatsal çalışmanın mekân boyutuyla doğrudan veriyor. Sokak sanatı yoğunlukla kamusal alanda –kitlelere doğrudan ulaşabilen mekânlarda- icra ediliyor. Ve sanat çalışması sokaktaki insanla doğrudan ilişkiye geçerek sanatsal iletişimin birer aracına dönüşüyor. Vandallık ise daha farklı bir olgu kanımca… Sokak sanatı sokaklarda icra edilmeli sokak ruhunu taşımalı ancak tarihi mekânların üzerinde icra edilmeye çalışılması durumu, vandallığa geçiş olarak nitelendirilebilir. Bu anlamda sınırları iyi belirlemek gerekir. Bir tarihi mekânın üzerinde yapılan bir sanat çalışması artık amacından sapmış oluyor. Orada üretim ya da birçok insana derdini anlatma gibi itkiler devreden çıkıyor. Tamamen zarar verme eylemine dönüşüyor.


4- Özellikle Avrupa da yaygın olarak ortak bellek, örgütlenme, eylemlilik gibi kavramlar etrafında şekillenen (örneğin 68 Paris Akademi ilanları) sokağı kullanma, doğal olarak o sokağı kullananlarla da ilişkili düşündüğümüzde başarılı ve etkin sonuçlar ortaya koymakta, bizde durum nasıl? Sokağın ve o sokağı kullananların tepkileri, refleksleri dikkate alınıyor mu?
Türkiye’de tabiî ki Avrupa’daki gibi örgütlenme, ortak bellek ya da eylem pratiklerinde bulunma anlamında sokağı kullanma, toplum üzerinde etkin sonuçlar doğurmuyor. Daha çok bireysel olarak etkilenme ya da alımlanma söz konusu. Sizin dile getirdiğiniz anlamda dikkate alma noktasında biz daha yolun başındayız biraz daha zaman gerekiyor. Ancak bu süreçte bir takım handikaplarda bulunmuyor değil. Özellikle reklam sektörü bu anlamda grupları ya da bireyleri bir araç olarak kullanıyor. Reklam sektörü sokak sanatını kullanarak toplumu etkilemeye daha doğrusu ürün satmaya çalışıyor. Ve özellikle genç kitleler üzerinde oldukça etkili oluyor.

5- Banksy gibi uluslar arası isme dönüşmüş örneklerin bu alanın genişlemesindeki etkin rolü var mıdır?
Yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada etkin bir rolü var. Banksy’nin işleri her bir sokak sanatçısının es geçemeyeceği türden ki Türkiye’de bu sokak sanatı yapan kişi ya da grupların çoğu Banksy’i kendilerine örnek alıyor. Onun özellikle İsrail’in Filistin’le arasında ördüğü “Utanç Duvarı’na “Tatil Enstantaneleri” adıyla oluşturduğu bir dizi şablon resmi sosyo-politik ve sanatsal yönden bir hayli ironik. Paris Hilton’ın CD’leri üzerinde yaptığı manipülasyonlar birer popüler kültür eleştiri örneği.

Sokak Sanatı

Sokak Sanatı

Habertürk Gazetesinde çıkan röportajın dökümüdür.

Hülya Küpçüoğlu: Kitabın içeriğinde sadece sanatçıların değil sokak sanatı yapan gruplar ve sanatın dışındaki insanlarında yorumlarını aldığınız görülüyor?
Şinasi Güneş: Türkiye de sokak sanatının bir nevi tarihini oluşturacak bir yayın olmasına dikkat ettim. Çünkü bu yayın sokak sanatı üzerine ilk kitap idi. Kitabın hazırlık aşamasına geçmeden önce sokak sanatı yazıcıları ile görüşmeler yapıldı. Benim için en önemli şey objektif, direkt olarak gerçek anlamda sokak yazıcılarını ifade eden onların belirleyici olduğu, tarafsız bir yayın çıkarmaktı ki sanıyorum bunu da başardım. Kitapta yazıcıların dertlerini iyi ifade edebilmelerini sağlamak amacıyla röportajlara ağırlık verildi. Geçmişte konu ile ilgili olarak yeterli envanter olmadığı için ilk bilgilere ulaşılmaya çalışıldı ve bir Türkiye Sokak Sanatı Tarihi oluşturuldu. İşin teknik boyutu bir yana makaleler ve imaj üzerine yazılar ile sokak sanatının kavramsal açıdan sorgulanmasına çalışıldı. İmaj üzerine yazılar bölümü içlerinde mühendis, mimar, eğitim uzmanı, web tasarımcı vb. gibi farklı meslek alanlarına mensup bireylerin stensil uygulamaları üzerine yazdıklarından oluştu. Sokaktan geçen insanların sesini oluşturdu bu bölüm…

H.K: Sokak sanatı sizce illegal yanı ağır basan bir sanat mı?
Ş.G:
Sokak sanatı muhalif kaynaklı, kamu alanında-yani sokaklarda- uygulanan her türlü “sanatı” içermektedir. Sokakta yeşerdiği için elbette illegal yanı ağır basıyor. İllegal olarak yapılan uygulamaların daha etkili olduğu bir gerçek. Nitekim içinde “Vandallığı” da barındırabiliyor. Sokak sanatını “Gerilla sanatı” olarak da nitelendiren belirli bir kesim de mevcut.

H.K: Sokak sanatı neden çoğunlukla gruplarca yapılıyor?
Ş.G:
Bu sorunun yanıtını vermek için geçmişteki işlevselliğini bakmak gerekir. 1970'lerde ünlü olmaya çalışan ve daha büyük ve daha iyi parçalar meydana getiren graffiti sanatçıları arasında ki “stil savaşları” graffiti’yi çevreleyen bütün bir alt kültürün oluşmasına sebep oldu. Graf yazarları, metro istasyonlarında “yazar bankları” olarak adlandırdıkları yerlerde toplanıp birbirlerinin taslak defterlerine bakar, “bombalamaları” planlar, ve kendi veya diğer yazarların yakın zamanda ürettikleri parçalar üzerinde tartışmak için geçen trenleri izlerlerdi. Eski yazarlar, genç yazarları büyük parçalarda kendilerine yardım etmeleri için stajyer ve asistan olarak yanlarına alırlardı. Tüm yazı “ekibi” parçalarda işbirliği yapmak için bir araya gelir, boyaları “kaldırmada” birbirlerine yardım eder ve otoritelere dikkat ederlerdi. Bazı ekipler çete belalarından korunmak için beraber seyahat ederlerdi ancak çok ender olarak şiddet kullanırlardı. 1970’lerden gelen gelenek bugünde tekabüliyetini sürdürmektedir.
Türkiye’deki grafiti gruplarından etkin olanlarını sayacak olursak:
İstanbul’dan “S2K”, “Dyer familie”, “B4L crew” gibi aktif olarak faaliyet gösteren gruplar ile Anadolu ayağını yürüten, Kocaeli’den “Style Of İzmit” ve “W2L” isimli gruplardır.

H.K: Türkiye’de sokak sanatı kentin hangi noktalarında ağırlıklı olarak görülüyor?
Ş.G:
Genellikle insanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, kent merkezlerinde sıklıkla karşılaşıyoruz.
Bu bağlamda İstanbul’u merkez olarak alacak olursak, Beyoğlu’nun ara sokakları ve Cihangir’den sonra Tünel de, Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Sirkeci Garı ve istasyonlarında, Güngören’de yoğun olarak uygulamaları görebiliriz. Bu bölgelerde “Turbo”, “Cins”, “Tab”, “Keos”, “Mccroy”, “Böcek”, “Edok”, “Gas”, “Osman”, “FlyPropaganda” tag’li yazıcılar dikkati çekiyor.

H.K: Yurt dışında sokak sanatının daha protest bir yaklaşımı var. Türkiye de durum ne?
Ş.G:
Türkiye’deki sokak sanatçılarının Banksy’in protest uygulamalarından etkilendiği görülüyor. Fakat hazırlık aşamasının ve sürecinin o yetkinlikte olmadığı görülmekte. Protest uygulamaları ile dikkati çeken ve kendilerini bağımsız bir anarşist aktivist grup olarak nitelendiren “İç mihrak” siyasi mesajları ilettikleri sticker ları ile öne çıkıyor. Kendi tabirleri ile: “İç-mihrak”ın yakıtı, resmî ve popüler kültür fragmanları -ikonlar, ikonik kişiler, sloganlar, özlü sözler, içli sözler, çağdaş ve geleneksel değerler, inanç evrenleri vb.- ürünü ise sıklıkla mide kramplarının eşlik ettiği ve suçluluk duygusu tonu yüksek, kontrolsüz gülmeyle tanımlı öfori halidir.

H.K: Sokak sanatında çoğunlukla hangi konular işleniyor?
Ş.G
: Kent hayatının kritiği yapılıyor. Politik söylemlerin sanatsal bağlamda alternatif dışavurumu sıklıkla duvarlarda görülüyor. Sokak sanatçıları, geçmişte idol haline gelmiş ideolojik kişilikleri çalışmalarında kullanıyorlar. Bunun yanı sıra popüler medyaya ilişkin eylemde bulunuyorlar.

H.K: Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Ş.G:
Sokak sanatının önümüzdeki yıllarda etkisini arttıracağı bir gerçek. Bunun yanı sıra kamuya müdahale sorunsalı popüler hayatın bir gerçeği olarak gündeme gelecektir. Bu durum sokak sanatçıları için ya yeni yaptırımları beraberinde getirecek ya da demokratik bir zeminde kamusal alanda sokak sanatı uygulanabilirlikleri üzerine tartışmaları gündeme taşıyacaktır.


RH+Sanart Dergisi'nde Sayı 61, Mayıs 2009'da çıkan yazımın dökümüdür.

Sokak Sanatı
Muhalif yanını içinde barındıran sokaklarda uygulanan her türden çalışmalar sokak sanatını oluşturuyor.
Ağırlıklı olarak graffiti, stensil (şablon) ile karşılaşırız. Bunun yanı sıra sticker (çıkartma) sokak işaretleri, video projeksiyon ve sokak enstalasyonları da sokak sanatı içinde yer alırlar.

Sokak sanatı gerilla sanatı olarak da algılanabilir. Bugün sokak sanatı tüm dünyada yaygın bir şekilde uygulanıyor. Sokak sanatçıları kendi ülkelerinin sınırları dışına çıkarak bu sanatı etkin bir şekilde geliştiriyorlar.
Sokak sanatı hip hop kültürünün bir uzantısıdır.
Hip hop Bronx, New York’tan gelen ve dünyaya yayılan yaratıcı ifadenin dört temel şekli olan DJ, MC (Rap), B-boy (Break dans) ve Graffiti’den oluşuyor.
Graffiti görselliği, MC’cilik ve DJ müziği ve B-boyculuk da dansı temsil ediyordu. Hip hop’un ortaya çıktığı günlerde, bu elementlerin tümü önemli ölçüde iç içe girmişlerdi. Graffiti sanatçıları çok sık olarak aynı anda B-boy, MC ve DJ’diler. Birçok popüler partide bir graffiti yazarını duvarda çalışmasını uygularken, DJ’yi çevirip çizerken, MC’yi kalabalığı
hızlandırırken, B-boycular ise dans ederken birbirleriyle mücadele halinde görülebiliyordu.

Graffiti
Graffiti duvara yazılan sanatsal (tipografik değeri, bir stili olan) yazılar olarak değerlendiriliyor. Graffiti’yi bu perspektifte değerlendirdiğimizde eski Roma'ya kadar uzanabiliriz.

Politik gruplar ve sokak çeteleri 1960’lı yıllarda graffiti’yi araç olarak kullanmışlardır.

“Cool Bread” ve “Cool Earl” ismindeki iki genç (Philadelphia ve Pennsylvania’dan) bombing (bombalama) yöntemini şehrin duvarlarına uygulayan ilk kişiler olmuşlardır. Buradaki amaç kendi isimlerini duyurmaktı. Bu yöntemle kamuoyunda oldukça fazla ilgi çekmişlerdir.

Ancak birçok insanın gördüğü ve bildiği ve sprey boyaların kullanıldığı şehir graffiti’si 1960’ların sonunda New York şehrinde metro trenlerinde doğmuştur. Washington Heights’da 183. caddede yaşamış olan Taki 183 tüm şehri gezen bir haberci olarak çalışmıştır. Bunu yaparken gittiği her yerde metro istasyonlarına ve metro araçlarının iç ve dışlarına, keçeli kalem kullanarak ismini yazmıştır. Sonunda, tüm şehirde esrarengiz bir kişilik olarak tanınmıştır. Taki 183’e birçok genç özenmiştir. Ve bu gençler ünlü olmak için birbirleri ile yarışınca, trenlerdeki graffiti miktarında patlama yaşamıştır. Bunları “Stil Savaşları” diye nitelendirmek mümkün. Nitekim “Stil Savaşları” graffiti’yi çevreleyen bütün bir alt kültürün oluşmasını sağlamıştır.
1970’ler metrolarda yapılan graffiti uygulamalarının en revaçta olduğu dönemlerdi. Nitekim Almanya’da bir üniversite öğrencisi olan Hugo Martinez, “United Graffiti Artists” isimli bir graffiti derneği kurmuştur. Ardından graffiti uygulamalarından oluşan bir sergi gerçekleştirmiştir. Böylelikle graffiti süreci başlamıştır.
1980’lerde güvenlik önlemlerinin artması nedeniyle metro graffiti’si yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Günümüzde nadiren rayların kenarlarındaki duvarlarda olup daha çok şehir duvarlarında ve beklenmedik yerlerde devam ediyor. Graffiti reklam sektörünün vazgeçilmezlerinden… Graffiti sanatı dünya grafik tasarımında etkisini gösteriyor. Önemli galerilerde ve hatta bienallerde graffiti yazarlarının uygulamalarını görebiliyoruz.

Stensil (Şablon)
Kesilerek oluşturulmuş (Kâğıt, karton, metal veya diğer materyallerden kesilmiş olabilir.) karikatür, rakam, harf, resim, baskı veya diğer şekil ve görüntülerdir. Stensil’ler istenilen görüntünün keskin kenarlı boyamasının yüzeyde çıkartılması işlemidir. Stensil’ler farklı teknikler kullanarak bir veya birçok renk katmanları ile yapılabilmektedir. Sprey boya kullanılan stensil sanatı hızlı ve kolay bir biçimde oluşturulabiliyor. Bu nedenle stensil sanatı çok yaygın ve popüler hale gelmiştir.

Stensil sanatı özellikle politik sanatçılar için ilgi çekici hale geldi.
İngiliz Sokak Sanatçısı “Banksy” ile Fransız Sokak Sanatçısı “Blek le Rat” stensil bağlamında dünyaca ünlüdürler. Bunlara “Shepard Fairey” ve “Margaret Kilgallen”ı da ekleyebiliriz.
Bu konuda çok yetkin uygulamalar gerçekleştirmiş olan “Banksy”i tanıtmadan geçemeyiz.

Banksy
1974 yılında İngiltere’nin Bristol şehrinde doğan “Bansky”, Stensil graffiti’nin öncüleri arasında yer alır.

ABD ve İngiltere başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Stensil graffiti uygulamaları yapmıştır. Kapitalizm karşıtı çalışmalarına “Gerilla Sanat” adını vermiş ve kendisinin geniş kitlelerce tanınmasını sağlamıştır.

Gerçek kimliğini gizleyen “Banksy”in çalışmaları; merkezi otoriteyi, şeffaflaşan, gözetim toplumuna dönüşmüş günümüz dünyasını, tekdüze yaşayış dizgelerinin eleştirisini içeriyor. Savaş karşıtı olan “Banksy” aynı zamanda yaptığı uygulamalar ile hayvan hakları konusunda bir duyarlılık sergiler.

İngiltere’de alışveriş merkezlerinden topladığı 500 adet Paris Hilton cd’sini çoğaltmış, müdahale ederek dönüştürmüştü. Ve bu cd’ler İngiltere’deki müzik marketlerde sergilendi.

2005 yılında Ortadoğu’ya giden “Banksy”, İsrail’in Filistin’le arasında ördüğü “Utanç Duvarı”na “Tatil Enstantaneleri” adıyla bir dizi şablon resim yaptı. Bu uygulamalar, Filistin topraklarına bakan tarafa yapılan dokuz resimden oluşuyordu. “Banksy” İsrail Hükümeti’nin işgal ettiği Filistin topraklarının çevresine yapmaya başladığı 700 kilometreden oluşacak olan duvarı protesto etmek amacıyla bu projeyi hayata geçirmişti.


Türkiye'de Graffiti
“Turbo”, ilk graffiti’yi Soğanlık-Yakacık’ta (İstanbul) 1985 yılında gerçekleştirdi. Türkiye’de daha çok büyük kentlerde graffiti örneklerini görüyoruz. Graffiti yapanlar arasında zamanla gruplaşmalar oluşmuştur. Bunların arasında bildik isimleri sayacak olursak;
İstanbul’dan “S2K”, “Dyer familie”, “B4L crew” gibi aktif olarak faaliyet gösteren gruplar ile Anadolu ayağını yürüten, Kocaeli’den “Style Of İzmit” ve “W2L” isimli gruplardır.
Aktif olarak üretimlerini sürdüren belli başlı graffiti’cilerden bir bölümü ise;
“Turbo”, “Tab”, “Wyne”, “Misk”, “Rot”, “Gas”, “Mace”, “Mccroy”, “Wson”, “Wase”, “Keos”,“Cypeone”dir.
Graffiti yapanlar festivaller vasıtası ile bir araya gelirler. 2003 yılında İstanbul Sanat Fuarı’nda Maçka Parkı’nda ilk graffiti festivali gerçekleştirildi.
Türkiye’de bugüne kadar yapılmış olan graffiti festivalleri içerisinde en çok ses getireni “Meeting of All Star” 27 Ağustos 2006 tarihinde, Savaş Caddesi/ Merter, Güngören’de (İstanbul) gerçekleşti.
Bir diğer önemli festival olan “İllegalize Graffiti Jam”, 18 Kasım 2007 Pazar günü Taksim TRT binasının altında gerçekleşti

Graffiti grupları içerisinde en çok tanınanı olan “S2K” grubu 1995 yılında kuruldu. Türkiye’nin en aktif grubu olan “S2K” ikisi yurtdışında yaşayan Türklerden olmak üzere, toplam 5 kişiden oluşmaktadır. Grup,“Turbo”, “Hakim”, “Wyne”, “Tab” ve “Birth”den oluşuyor. “Hakim” ve “Birth” Almanya’da yaşıyor. Türkiye’de graffiti kültürünün yayılmasında “S2K”nın ciddi anlamda katkısı olmuştur.

Hâlen İzmit’te aktif olarak faaliyet gösteren “SOİ” (Style of İzmit) 2004 yılında kuruldu.
“Soi” grubu graffiti “Wase” (karakterist) “Set”(graffiti artist) “Spook” (karakterist) “Dark” graffiti yazıcıları tarafından oluşuyor. “Soi” Türkiye’de ilk uzun metrajlı graffiti filmi olan “First Attack” (ilk atak) i çekti.

Türkiye’de graffiti’yi başlatan “Turbo”, “S2K” grubunun yöneticisidir. 1997 yılında “Blue Jean” dergisinde hip hop sayfası yaptı. İlk yayında yabancı graffiti’lere yer verdi. “Blue Jean” dergisinin görsel yönetmenliğini 1997 yılının Temmuz ayından 2007 yılının Ağustos ayına kadar yürütmüştür. Türkiye’de hip hop kültürünün yayılmasında, çok büyük katkısı olan “Turbo” birçok dergide; rap, graffiti ve break dance konusunda yazılar yazmıştır. “Turbo” graffiti’lerinde biçimsel estetik öğeleri ön planda tutarak güzel, ruhu okşayıcı olanın peşinden gidiyor.

Graffiti’ye 1996 yılında başlayan “Tabone”, “S2k-Shot 2 Kill” grubunun üyesidir. Kendi tag’ini “Tab” uygulamalarında sık sık kullanıyor. “Turbo” gibi tipografik değeri yüksek olan stiller yaratıyor. Özellikle Beyoğlu sokaklarında “Tabone”ye rastlamak mümkün.

İstanbul’da Gaziosmanpaşa’daki yazıcılara değinmeden geçilemez… Gaziosmanpaşa’daki yazıcıları öncelikle, grup şeklinde belirtirsek;
Bu semtte iki farklı grup bulunuyor. Bu gruplar, 4 yazıcıdan oluşan “WTK Crew” ile 3 yazıcıdan oluşan “BDK Crew”dir. Gaziosmanpaşa’daki yazıcılarından olan “Mcroy”, “WTK Crew” üyesidir.
Graffiti ile hip hop kültürünün bir parçası olan break dance ile ilgilenirken tanışan “Mcroy”, “Legal Piece” yelpazesinde “Gothic Germany Font”lu harfleri kullanıyor. Genelde çalışmalarını “Hall of Fame’ler de gerçekleştiriyor.
Yine Gaziosmanpaşa yazıcılarından olan “Keos”, 2001 yılında Blue Jean dergisinden “Turbo” (S2K) ile tanışmasından bu yana graffiti ile uğraşıyor. “WTK Crew”in 4 üyesinden birisidir. 2008 yılında 8 üyesi bulunan “STİLBAZ Crew”de yer almıştır. Keos’a göre graffiti insanın ruhunun sprey ile duvara yansıtılmasıdır. Bu bir bütünlük oluşturmaktadır.
“Wson” Doğu’da ilk sokak sanatı uygulamasını yapan ilk yazıcıdır. Diyarbakır’da graffiti’ler gerçekleştirmiştir. “Wson” uygulamalarında kendi kültürümüz ile graffiti sanat öğelerinin sentezini oluşturuyor.

“Cypeone” İstanbul’da üretimlerini sürdüren bir graffiti yazıcısıdır. 2002 yılında ilk style’larını oluşturmaya başladı. Graffiti kültürünün sıkı takipçilerinden olup graffiti dışında “Artcore” adında street art projesini yürütmektedir.

Dünyanın her yerinde kamuya açık alanda yapılan graffiti illegal. Almanya’da yasalara göre, kamu binalarına graffiti yapmak yasak. Yasağa uymayanlar, yüksek para cezası ve iki yıla kadar hapis ile cezalandırılıyorlar. Nitekim bunu ileriye götürüp, 1998 yılında belediye kurumları ve özel girişimciler, “Köln Graffiti’yle Mücadele Girişimi”ni kurdu. Berlin’de bazı parkların içinde özel graffiti duvarları var. İsteyen özgürce parkta graffiti yapabiliyor.
Batı Avrupa ülkelerinin birçoğunda “graffiti suçları”yla ilgilenen özel polis birimleri var. Graffiyi yapan yakalanır ise, duvarı yine eski rengine boyuyor ya da belediye için zorunlu bir hizmete tabi tutuluyor.
Türkiye’de de vandalizm olarak adlandırılan illegal olarak yapılan graffiti’lerin yazıcılarına cezai müeyyide uygulanıyor.
Türkiye’de ilk defa 1998 yılından beri İstanbul’da faaliyet gösteren, yedi “crew”den oluşan GNG (Güngören) Klan’ı legal izinli olarak graffiti yapmaya başladı. Bayrampaşa Güngören
Belediyesi Merter’deki kola fabrikasının arkasındaki duvarları graffiti’cilere bıraktı. Güngören Belediyesi graffiti’cileri kadrolu yaptı ve malzemelerini karşıladı. Belediye kendilerine kart çıkardı. “Yön Crew” liderliğindeki graffiti’ciler ilk olarak Ali Rıza Gürcan Caddesi’nin 400 metrelik boyasız duvarını renklendirdiler. Ve bu graffiti Türkiye’nin en uzun graffiti’si olarak kayda geçti.

Türkiye’de sadece dekoratif amaçla iç mekânlara yapılan graffiti’ler dışında, kamuya açık alanda illegal graffiti yapmak yasaktır. Sultanahmet Meydanı’ndaki Milion Taşı’nın üzerinin boyanmasından sonra graffiti’ciler çok sıkı denetim altına alındı.

Türkiye’de Street Art
2000’li yıllarda dışarıya paralel olarak street art uygulamalarının olduğunu görüyoruz. İstiklal Caddesi’nin arka sokaklarında, Tünel’de, Cihangir’de ve Kadıköy’de bu uygulamaların yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.
Sokak sanatçıları internet kanalıyla iletişimde bulunuyor, fanzin’leri iletişim için araç olarak kullanıyorlar.

Yaptığı stensil uygulamaları ile dikkati çeken, “Flypropaganda”, “Osman”, “Bomba Fonda” ağırlıklı olarak Beyoğlu ve çevresinde, “Cins”, “Xeli”, “Ed”, “Erman Akçay” ise Kadıköy’de görünüyorlar. “Böcek”, “Dope”da stensil’leri ile ilgi çekmekteler.
“Flypropaganda” sinek stensil’leri ile yoğun bir şekilde Beyoğlu’nda oldukça muhalif bir tavır sergiliyor. İlk sinek stensil’ini Tünel’de gerçekleştiriyor. Nitekim Tünel bugün sokak sanatçılarının uğrak yerlerinden… “Flypropaganda”nın günün popüler olaylarına ilişkin ironik sticker’larını birçok yerde görmek mümkün.
“Osman”, Taksim havalisindeki yoksul mahallelerin duvarlarına yaptığı “Saklambaç Oynayan Çocuklar” uygulaması ile farklı bir boyut getirmiş, görünmeyen görüneni, adeta arka sokakların gerçeğini yansıtmıştır. Bununla birlikte “Osman”ın Bayhan sticker’ı ve Ajdar Çikita muz stensil’i ile de Beyoğlu’nun ara sokaklarında sıkça karşılaşılıyor. “Osman”,“Shepard Fairey”den ve onun California’da başlatıp sticker’larla ve baskılarla yaydığı “Obey the Giant” imajından etkilenerek bu imaja bıyık eklemiş ve adını “Osman” olarak değiştirmiş ardında duvarlara uygulamıştır.
“Bomba Fonda” ise Beyoğlu ve çevresinde stensil ve sticker’larını hayata geçiriyor.
“Bomba Fonda”, kendi oto-portresinden yararlanarak yarattığı stensil’leri “Bomba Fonda” olan tag’ini de ekleyerek duvarlara uyguluyor.

“Cins” duvarlara, değişime uğramış, biçim değiştirmiş yaratık resimlerini Kadıköy civarında uyguluyor. Organik formların deformasyonundan oluşan bu illüstrasyonlar gerçek ile gerçek olmayan arasında gidip gelmektedirler.
Xeli, “Negazzives” adında iki kişilik bir çalışma grubundan oluşuyor. Paylaştıkları politik görüşleri duvarlara yansıtıyorlar. Kadıköy-Caddebostan çevresinde protest tavırda stensil çalışmalarıyla birlikte sticker projelerini yürütüyorlar.
“Ed”in megafon imajının stensil’ini kullandığı “Ses ver” çalışmalarına Kadıköy’ün muhtelif yerlerinde rastlanıyor. Belki de kavramsal yönü ile güçlü olan stensil uygulamalarından bir bölümünü “Ed” hayata geçiriyor. “Ed”in stensil’leri çok yalın ve vurucudur. Az olan ile çok şey söyler.
“Erman Akçay”, “99 KÇ” adlı sokak sanatı fanzin’inin yayımcısıdır. “Akçay”ın Condoleezza Rice’ın kafasıyla oynadığı sticker’ları Anadolu Yakası’nda Suadiye’nin farklı noktalarında bulunmaktadır.

Türkiye'nin ilk hip hop dergisi “Hip hop-tr” de editörlük yapmış olan “Böcek” daha sonra Turkisi.net adlı graffiti sitesini açtı. Şu an www.sokagacik.com adlı siteyi yönetiyor. “Böcek”, zekice tasarlanmış pratik zekâyı gerektiren çarpıcı stensil uygulamalarında bulunuyor. Bunlar, protest yönü ağır çalışmalar.

“Dope” politik yönü ağır basan stensil’ler oluşturuyor. Geçmişte idol haline gelmiş ideolojik kişilikleri çalışmalarında kullanıyor. Bunun yanı sıra popüler medyaya ilişkin eylemde bulunuyor.

“İç-mihrak” sokak sanatı alanında sert anarşizan tavrı ile dikkati çekiyor. Kaç kişiden oluştuğu bilinmiyor. Kadıköy ve Beyoğlu bölgesinde uygulamalarını görüyoruz. Kendi tabirleri ile“İç-mihrak”ı ifade etmek gerekirse; “Resmî ve popüler kültür fragmanları, ikonlar, ikonik kişiler, sloganlar, özlü sözler, içli sözler, çağdaş ve geleneksel değerler, inanç evrenleri üzerine çıkartma ve afiş uygulamalarında bulunuyorlar.

Sokak sanatçılarının sanatını yaymak amacıyla kullandığı yöntemlerden birisi de fanzin çıkarmaktır.
Sokak sanatı ile ilintili olarak çıkarılmış olan fanzin’lerin bazıları şunlardır:
İstanbul Style - Black Book, 99KÇ, Düzensiz, Kop-Art, Tesmeralsekdiz.
-İstanbul Style - Black Book: Türkiye’de ilk yayınlanan Graffiti Fanzin’i, Turbo (S2K) tarafından çıkarılan “Black Book”tur. İlk sayısı 1996 yılının sonlarına doğru çıkmıştır.
-99KÇ: Erman Akçay tarafından Nisan 2005’te start alan İstanbul/ Bostancı mahsullü, ülkenin ilk street art (sokak sanatı) mecmuası.
-Düzensiz: Bay Perşembe’nin fikri ve Onston’un katılımı ile Ekim 2005’te yola çıkmış Düzensiz adlı hayalet gemi.
Net adresi: www.dznsz.blogspot.com
-Kop-Art: Gamze Fidan, Cansu Aybar, Zeynep Turuthan tarafından 2006 yılının Ekim ayında fotokopi türevli olarak yayın hayatına başladı.
Net adresi: www.kop-art.8m.net
Tesmeralsekdiz: Kasım 2005’te iki kafadar tarafından temelleri uzaya atılmış ve Şubat 2006 tarihinde Ankara’da ilk sayısı basılmış bir medya-sanat yayını.
Net adresi: www.tesmeralsekdiz.org
Politik söylemlerin sanatsal bağlamda alternatif dışavurumu sıklıkla duvarlarda görülüyor. Sokak sanatçıları, geçmişte idol haline gelmiş ideolojik kişilikleri çalışmalarında kullanıyorlar. Bunun yanı sıra popüler medyaya ilişkin eylemde bulunuyorlar.
Sokak sanatçıları son dönemde internet aracılığı ile kendilerini tanıtmaktadır. Birçok insan ile ilişkiye geçebiliyor ve böylelikle bağlı bulundukları ülke dışından birçok davet alabiliyorlar.
Oturdukları yerden tüm dünyada olup bitenlerden haberdar olabiliyorlar. İnternet yapılan uygulamalara ulaşmayı kolaylaştırırken bir o kadar da orjininden, sokaktan koparıyor. İnternette olan uygulamanın fotoğrafıdır, uygulamanın kendisi değil. Sokağın kokusu, dokusu, görüntüsü tüm kapsayıcılığı ile fotoğrafta kendini yansıtmaz bir o kadar da yapım esnasındaki hızı, zamanı, heyecanı…
Sokaktaki uygulamaların çoğu zaman ne zaman ve ne koşullarda ve de kim tarafından yapıldığını bilemezsiniz. Sokaklar özgürlüğün şarkısını çalarlar…
Bugün, İstanbul’da sokak sanatı örnekleri ile birçok yerde karşılaşıyoruz. Kentte yaşayan gençliğin çığlığı olarak yankı buluyorlar. Bu yaşanması gereken önüne geçilemez bir sosyo-kültürel durum olmaya devam edecektir.

Türkiye’de ki sokak sanatı ile ilgili diğer sitelere kısaca bir göz atacak olursak;
Turkstyle: http://www.turkstyle.org/graffiti/
Graffiti Tr: http://www.graffititr.net
Sokağa Çık: http://www.sokagacik.com
Ebenzin: http://www.ebenzin.com
Streetartfromturkey: www.streetartfromturkey.blogspot.com/
Mwt ve Ankara tandanslı graffiti sitesi: http://www.mwt06.com:
Türkiye’nin en büyük kişisel graffiti sitesi: http://www.nbkklan.org/index2.htm
http://writerturk.bloggum.com/
http://www.illegalize.net/html/
http://www.theturkhiphop.com
http://www.gretchengraff.com/
http://www37.websamba.com/graffiticim2/graffiticim/index.html

Yurtdışında sokak sanatı ile ilgili sitelerden bir bölümü:
Dünyanın en büyük graffiti arşivi: http://www.graffiti.org
Avrupa’nın en büyük graffiti portalı: http://www.graffitiart.de
http://www.graffiticreator.net/
http://www.cooper.edu/art/lubalin/ambush.html
http://www.graphotism.com/commissions.asp
http://www.flickr.com/photos/casoulbyrd/sets/92077/?page=2
http://www.ccd.rpi.edu/eglash/csdt/subcult/grafitti/
http://www.wieninternational.at/en/node/4676
http://www.artyfucked.com/?heft=IV


Graffiti Terimleri:
Background: Geri plan.
Back Jumps: Tren bir istasyonda durduğunda gidene kadar yapılan hızlı çalışmalar.
Back-on: Tren üzerine çıkıp yapılan çalışma.
Battle: Kapışma, yarışma (graffiti, rap ve breakdance da olabilir)
Bite: Bir writer’ın stil’ini kopyalamak, çalmak.
Blackbook: Taslak defteri.
Block: Yazıya boyut vermek için yapılan kalınlık.
Bomb: Bir yere kaçak graffiti yapmak, tag’le doldurmak.
Buff: Graffiti’nin temizlenmesi.
Bunny: Bayan graffiti’ci grubu.
Burn: Daha iyi yapmak.
Burner: Çok iyi yapılmış çalışma.
Can: Sprey boya.
Cap: Boyayı farklı kalınlıklarda sıkmaya yarayan sprey başlığı.
Character: Graffiti’lerin yanına yapılan tipler.
Chuck-up: Bir yeri hızlıca outline ile kaplamak.
Crew: Writer ekibi.
Crosslamak: Bir graffiti’nin üzerine yazmak ya da bozmak.
Dedication: Yapılan graffiti’yi birisine ithaf etmek.
Dirty: Akmış, kirli, pis.
Drips: Boya aktığında kalan damlalar..
Donut: Tren kapısı civarındaki çalışma.
End2end: Tren vagonu boyunca yapılan çalışma
Fade: Bir renkten, öteki renge yumuşak geçiş.
Fill-in: Graffiti’nin iç boyaması
Front Piece: Trenin ön tarafını boyamak.
Going Over: Bir graffiti’nin/ tag’in üzerini başka writer’ın kendi graffiti’si/ tag’iyle kaplaması.
Hang outs: Tren çalışırken açık pencere ya da kapıdan tren dışına tag atmak
Highlights: Çalışmanın ışıklandırması. Graffiti’ye boyut vermek için outline ve fill-in arasına yapılan parlaklık çizgileri.
In-Side: Trenin içine yapılan graffiti.
İllegal: Kaçak yapılan çalışma.
Ink stains: Kalın yazan keçeli kalemler
Kill: Her yeri boyamak.
King: Usta graffiti’ci. Grafiti’de en yüksek mertebe.
Lay-up: Gece ve hafta sonları trenlerin park edildiği yer.
Legal: İzinli yapılan çalışma.
Master Piece: Çok renkle yapılmış graffiti’ler.
Nark: Yetkililere ihbar eden kişi.
One: Herhangi bir grupta olmayan writer.
Outline: Çalışmanın dış çizgileri.
Panel Piece: Trenin iki kapı arası ya da o kadar mesafe kaplayan yerini boyamak.
Piece: Graffiti çalışması.
Public: Okunması kolay stil.
Quick bombin: Hızlı bombalamak.
Quick piece: Hızlı yapılan çalışma.
Rack: Çalmak.
Roof top: Çatılara yapılan illegal çalışma.
Run-up: Tren istasyona girdiğinde arkasına çıkıp bombalamak.
Rainbow: Tren kapısı üzerinde tag atmak.
Second Ountline: Graffiti’yi background’dan ayırmak için çizilen çerçeve çizgisi.
Shadow: Gölge.
Shine: Flash patlamış effect’i vermek için genelde beyaz renkle yapılan ışık parlaması.
Simple style: Basit çalışma.
Sketch: Kâğıt üzerine yapılan taslak.
Skinny: Sprey başlığı (cap ile aynı anlamda)
Slash: Bir çalışmanın üzerine tag atmak.
Sticker bomb: Tag atılmış etiketi bir yere yapıştırmak.
T2B(top to bottom): Baştan aşağı kadar boyanan tren paneli.
Tag: Writer’ın takma ismi/ imzası.
Taggin: Tag atmak/ imza atmak.
Throw ups: Gaffiti’nin basiti, tag’in büyüğü.
Toy: Çaylak writer. Graffiti’de belirli seviyeye gelmemiş insanlara takılan isim.
Walls: Duvar çalışması.
Wild style: Karışık, okunması zor stil.
Window down: Pencere altına yapılan
Whole Car: Bütün bir vagonu boyamak
Yard: Trenlerin durduğu, park edildiği istasyon ya da yer.












Referanslar:
“Sokak Sanatı”, Şinasi Güneş, Artes Yayınları, (Şubat 2009)
“Sanat Dört Duvara Sığmadığında”, Mahmut Hamsici, Radikal Gazetesi (11/ 10/ 2006)
“3 bin Türk Graffiti’ci İnternet’te Örgütlendi”, Öznur Kaymak, Hürriyet Gazetesi
(07/ 05/ 2006)

18 Temmuz 2008 Cuma

Sokak Sanatı Kitabı Hakkında (Röportaj)





















Şinasi Güneş













deeee-Böcek











Tab









istanbulcity-crime-Turbo



(“Sokak Sanatı”adı kitabı derleyen ve yazan Şinasi Güneş ile yapılan Röportajın dökümüdür.)

Önümüzdeki günlerde “Sokak Sanatı” adlı bir kitap çıkarıyorsunuz. Bu kitabı yaratma fikri nasıl doğdu?
Plastik sanatlar ortamındaki yayın yetersizliği yüzünden bir dizi yayın hazırlama düşüncesi belirdi bende. Öncelikle bunlar alternatif sanat disiplinleri ile ilgili olmalıydı. Türkiye’de yeterince tanınmayan ve yapılmayan konular üzerine bir yayın oluşturma düşüncesini benimsedim. Bu dizi ile ilgili olarak ilk üç yayını, “New York ve Sakız” (Video sanatı ile ilgili) kitabı, “Sokak Sanatı” ve “Posta Sanatı” kitabı olarak belirledim. Nitekim Sokak sanatı kitabı çıkacak olan 2. yayınım.

Sokak sanatı ile ilgili alakanız nasıl başladı?
Sokak sanatına aslında bir nevi güncel sanat camiasındaki kuruluk yüzünden alternatif sanat arayışlarımın yansıması sonucu yöneldim.

Cihangir’de yıllardır bir atölyem bulunmakta. Son zamanlarda atölyemin bulunduğu sokaktan dışarı çıktığımda birçok stensil ile karşılaşmaya başladım. Cihangir’in çehresi birkaç yıldır sokak sanatı uygulamalari ile birlikte oldukça değişti. Dolayısıyla duvarlarda gördüğüm birbirinden ilginç bu çalışmalar aradığım elektriklenmeyi bende oluşturdu. Önceleri eBenzin güncel sanat e-zini’nde sokak sanatına yer verdim. (www.ebenzin.com) Ardından uzun bir süre dâhilinde sokak sanatı uygulamalarını fotoğrafladım. Tabii ki daha çok Beyoğlu ve çevresi ağırlıklı olmak üzere... Ardından mevcut fotoğraflar beni belge oluşturma mantığına itti. Bir kitap oluşturma fikrine...

Sizce Türkiye de sokak sanatı adına bir kitap yazılacak noktaya gelindi mi?
Son beş yıldır Türkiye de sokak sanatı uygulamaları oldukça yoğunlaştı. Hip hop kültürünün yansımalarını her yerde görmek mümkün. Gençlerdeki bu ilgi ve alaka da bu somut ürünlerin belgelenmesinin gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Ki bu konuda yurtdışında oldukça fazla yayın mevcut. Bizde yaşanırlılık olmasına rağmen yayın olmaması, başlı başına bir handikaptı.

Bu kitabı oluştururken fikir aşamasından basım aşamasına kadar nasıl bir yol izlediniz?
Türkiye de sokak sanatının bir nevi tarihini oluşturacak bir yayın olmasına dikkat ettim. Çünkü bu yayın sokak sanatı üzerine ilk kitap idi. Kitabın hazırlık aşamasına geçmeden önce sokak sanatı yazıcıları ile görüşmeler yapıldı. Benim için en önemli şey objektif, direkt olarak gerçek anlamda sokak yazıcılarını ifade eden onların belirleyici olduğu, tarafsız bir yayın çıkarmaktı ki sanıyorum bunuda başardım. Kitapta yazıcıların dertlerini iyi ifade edebilmelerini sağlamak amacıyla röportajlara ağırlık verildi. Geçmişte konu ile ilgili olarak yeterli envanter olmadığı için ilk bilgilere ulaşılmaya çalışıldı ve bir Türkiye sokak sanatı tarihi oluşturuldu. İşin teknik boyutu bir yana makaleler ve imaj üzerine yazılar ile sokak sanatının kavramsal açıdan sorgulanmasına çalışıldı.

Kitap çıktıktan sonra ilgi düzeyi ne derece de olur? Bu konuda bir öngörünüz var mı?
Kitabın öncelikle büyük ölçekte gençleri kucaklayacığına inanıyorum. Kendilerini yansıtan bir yayın bulacaklar. Bir başucu kitabı olacağına ve bu konuda bir milat oluşturacağını düşünüyorum.

Bu kitapla beraber kamuoyunda sizce neler değişir?
Geçmişte sokak sanatı çalışmaları kamuoyu tarafından siyasi bir sembol olarak ya da satanizm ürünü olarak algılanıyordu. Günümüzde ise bu bakış açısı büyük ölçekte kırıldı. Bu kitap kamuoyunu bir nebzede olsa bilgilendirecektir. Sosyolojik açıdan alternatif gençliğin sesinin kamuoyu tarafından duyulmasını sağlayacaktır. Alternatif bir külütürün çığlığı olacağı için uzun vadede etkileri ağırlığı hissedilecek bir yayın.

Sokak Sanatı adlı bu kitap, Türk sokak sanatı tarihinde belgesel niteliğinde bir eser ve kalıcılık taşıyacak. Sizce kitabın içeriği bu ağırlığı kaldıracak boyutta mı?
Kesinlikle taşıyacak nitelikte. Zengin bir içerik var. Bu kitap bir iddia taşımak amacıyla üretilmedi ama zamanlaması itibariyle kendiliğinden bir iddianın içine düştü. Bu nedenle dikkati çekmesi kaçınılmaz. Alternatif bir zümreye seslendiği için farklı eleştirilerinde gelmesi doğal olacaktır. Her eleştiri bizim için bir kazançtır. Bu konuda yapılan çalışmalar yakın tarihin ürünleri. Dolayısıyla bu uygulamalar ve bunları gerçekleştiren yazıcılar ile direkt olarak kontağa geçilebildiği için mevcut olan doğru bilgiye ulaşmak yerinde ve zamanında mümkün oldu.
Ve de geniş bir perspektiften bu konu ilgili olarak Türkiye’de yapılmış her şey mercek altına alındı. Bu süreç izlenirken sokak sanatçılarının kendi kendilerini yansıtmaları sağlandı. Zaten bu yayın, gücünü samimiyetinden alıyor.

“New York ve Sakız”











1.Röportaj

1. Şinasi Güneş’i tanıyabilir miyiz?
1968 Manyas doğumluyum. Hâlen İstanbul’da yaşıyorum.
Performans Sanatı, Posta Sanatı, Enstalasyon, Video Sanatı, Sokak Sanatı, Resim, Heykel ve Fotoğraf Sanatı üzerine ağırlıklı olarak çalışmalar yapmaktayım. 2005 yılında gerçekleşen “Takıntı” konulu Uluslararası İşitsel Video Art Festivali’nin küratörlüğünü gerçekleştirdim. Birçok ulusal ve uluslararası galeri ve müzede eserlerim sergilendi ve koleksiyonlara dâhil oldu. Ebenzin güncel sanat e-zini’ ni Coşkun Sami ile birlikte 2005 yılından bu yana yayınlamaktayım. Bunun yanı sıra zaman zaman dergi ve sanat fanzinlerinde sanat ile ilgili yazılar yazmaktayım.

2. Eğitiminizden bahsedelim…
Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Heykel Anasanat Dalı'ndan 1988 yılında mezun oldum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nde 1992 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladım.

3. Sanat Şinasi Güneş için nedir?
Sanat insanı hayata bağlar. Maddesel bir dünyanın ötesine taşır. İnsan varolmanın hafifliğini sanatla yaşar. Sanat ile varlık sancısını hisseder. Yaşadıkça varolmanın bilincine varır.

4. Bir sanat yapıtının derinliğine irdelenmesi açısından Türkiye’de çıkan ilk yayın niteliğini taşıyor? New York ve Sakızdan bahsedelim… İsmi de oldukça ilginç…
“New York ve Sakız” kitabı Mart ayında Artes yayınlarından çıktı. Yayın, New York Şehri Brooklyn Metrosu'nda 24 temmuz 2003’de gerçekleştirdiğim performansın videosu üzerine Türk ve yabancı küratör, eleştirmen, yazar ve sanatçıların yazılarından oluşuyor.

5. 23 ismin dâhil olmasıyla ortaya çıkan bir eser…
Dünyanın muhtelif yerlerinden küratör, yazar ve sanatçıların yazılarından oluşuyor kitap. Tabii ki bu durum farklı bakış açıları ve duyarlılığın oluşmasını sağlıyor. Bu yazarlardan bazıları “Beral Madra”, “Necmi Sönmez”, “Hakan Akçura”,“Raul Moarquech Ferrera”, “Sztuka Fabryka”...

6. Yaptığınız bu çalışma bir tepkiyle karşılandı mı? Yani ters bir şey yaşadınız mı? Size ait olmayan bir kenti boyadınız belki de…
Brooklyn Metrosu’nda insanlar metroyu kullanırken korsan bir şekilde gerçekleşti, bu performans. Nitekim New York Metrosu 24 saat açıktı. Bu arada görevliler tarafından müdahale edildi. Bu nedenle performansı bir yerde noktalamak zorunda kaldım. Elimde yeterince görüntü olduğu için bu durum, benim için kayıp teşkil etmedi. Bereket kamerama el koymadılar.

7. Yolculuklar kitabınızdan bahsedelim… Bu kitaptaki yolculuğunuz nasıl başlamıştır?
Yolculuklar fikri arkadaşım Fatih Balcı’dan çıktı. Kitabın editörlüğünü ben yaptım. Kitap 3 ay gibi bir sürede hazırlandı. Kitabın isim babası Ferruh Alışır’dır. Kitapta 1991 ila 1996 yılları arasında yazdığım şiirler var. Kitap benim için bir dostluk kitabı niteliği taşıyordu. Bir vapurda iken geçmişe dalıp içinde yüzeceğim, hoş tatlı tınılar hissedeceğim...

8. Sanatçı duyarlılığınız için kollektif bir ruh gerekiyor mu?
İlkel insan araçlar yaparken, çevresini dönüştürürken sanattan faydalanmıştır. Sanat dolayısıyla insanla birlikte var ola gelmiştir. Sanatın özünde iletişim vardır, insansaldır. Tek başına bir anlam ihtiva etmiyor, görülmesi, tüketilmesi lazım. Paylaşıldığı oranda, dolaşımı hız kazanabilir. İnsanı yaşam belirler. Yaşamda belirleyici olanda kolektif düşünebilme yeteneğidir.

9. Performansınızı çekerken ekolojik kaygılarınız önde miydi?
Bu video New York’ta yaşayan insanların çevre bilincini, bir anlamda da modernizmin eleştirisini içeriyor. 2003 yılında New York şehrinde 1 aylık bir süre zarfında bulunmuştum. Genel izlenimim New York halkının olması gereken bir kolektif yaşama bilincine sahip olmayışıydı. Hayat, fazlasıyla bireyseldi. Sokaklar çok pisti. Evlerin önünde mekân düzenleme olgusu zayıftı. Ve yerlerde binlerce sakız lekesi görmem bende şaşkınlık, ardından da tepki vermemi dolayısıyla da bu performansın yapılmasını sağladı.

10. Dünyamız için kurtarıcı olan mesih sizce sanat mı?
Bugün küresel kapitalizmin dayattığı sanat, tekrara dayalı aynılığı yansıtmaktadır. Bu durum, ancak ve ancak yeniyi yaratmakla, tersine bir dünya tasarımı ile kırılabilir. Bunun için toplumun örgütlü bir yapısının olması gerekiyor. Nitekim toplumsal hayatın refahı, toplumun belirli bir sanatsal kültüre sahip olması ile gerçekleşecektir. Bu nedenle yeni algılama düzenekleri oluşturmak esas alınmalıdır. Geçmişte sanatı yaşama biçimi haline getirmek için Sürrealistler ve Dadaistler kolları sıvamışlardı. 1960’larda bir takım “Olay Sanatı” ile uğraşan sanatçılar, sanatı “an”ın hizmetine sokmuşlardı. Ve bunun bir başka türevi “Hippi”lerde karşımıza çıkmıştı. Özgürlüğün bireyin kendi içinde olduğunu savunan “Hippi”ler düşünce biçimlerini gerçek yaşama dönüştürmüşlerdi. “Hippi” hareketinin özellikle müzik olmak üzere birçok sanat disiplini ile direkt bağı vardı.“Hippi” hareketi de bir döneme damgasını vurdu ve gücünü yitirdi. Sanat, “an”a göre bir yaşam biçimini öngördüğünden geçmiş ve gelecek tasavvuruna dayalı dünyamıza yeni bir tasarı getirebilir. Yok etme üzerine dayalı yaşayımızda ihtiyacımız olan duyarlılığı ve yaratıcılığı sunabilir. Sanatsal bir yaşayışa dayalı bir gelecek çıkışımız olabilir. Her ne kadar şu an ütopik olarak gözükse de...

11. Aşk için ne dersiniz
Yaşamını aşka dönüştüremiyor isen kadın boyutunda da aşkı yakalayamazsın...

12. Kadın ve sanatın metamorfoz ilişkisi üstüne neler var?
Küreselleşen dünyamızda sanat tekrar sorununa dayalı olarak teknolojiyi takip ederken, kadında arzu nesnesi olarak ortaya çıkmaktadır. Erkek egemen olan yaşamımızda devrim, kadında başlamalıdır. Dolayısıyla günümüzde sanat da direkt olarak kadın ile ilintilidir. Fakat sanat, olması gereken hâlinden çok uzaktır. Öznesi kadındır. Sanat şu an tekdüzedir öznesi olan kadında...

13. Ruhsal travmalarınızı nasıl terapi ediyorsunuz?
Üreterek terapi ediyorum. Sanat bu bağlamca ciddi bir terapi görevini üstlenmekte. Sanat ile uğraşmadığım zamanlarda kendimi agresif ve boşlukta hissediyorum.

14. Sizin için şiir…
Şiir için söylenen, hayatı ifade etmenin en kestirme yolu tanımlaması benim içinde geçerli. Şiir yalnızlılığım doruğa vardığı zamanlarda açığa çıkan bir şey...

15. Bilgi ve düş gücünüzün yazılarınızda ortaya çıktığını söyleyebilir miyiz?
Birikimimi yansıtabilmek için 1987’den bu yana kavramsal sanat ile uğraşıyor ve yazıyorum. Sanat ütopik olarak nitelendirilebilecek olan sezgilerimin bir şekilde açığa çıkmasını sağlıyor.

16. Şinasi Güneş’in diğer yazan ve çizen yolculardan farkı nedir?
Diğer yolculardan farkım düşündüklerimi hayata geçirebilmemdir. Bunun yanı sıra bir seyyah gibi dünyaya yaklaşabilmem diyebilirim...

17. Özel hayatınızdan bahsedelim, yazmak dışında neler yaparsınız?
Gezmek benim için çok önemli. Bulduğum her boşlukta kaçarım.
Ciddi bir sinema izleyicisiyim. 8mm. film koleksiyonum var. Plak dinlemeyi severim. Plastik sanatlar ki özellikle resim yapmak, vaktimin büyük bir bölümünü alıyor. Son yıllarda video art üzerine yoğunluklu olarak çalışıyorum. Bu sene romanlar üzerine 2 belgesel yaptım.

18. Ve planlar…
“Sokak Sanatı” ve “Posta Sanatı” olmak üzere 2 kitap hazırlıyorum. Sinema üzerine biraz daha yoğulaşacağım gibi görünüyor. Bir resim sergisi açmayı düşünüyorum. Ve yeni gezi planları...

Not: Bu yazı Future Dergisinin 43. sayısının 48 ve 49. sayfalarında yayınlanmıştır.



2.Röportaj

Sosyal performans güncel sanat içinde Beuys’tan bu güne ne tür bir değişim geçirdi? Şu anki tüketim toplumuyla kıyaslarsan derin farklılıklar var mı?

Performans sanatı kavramsal olarak nitelendirilen bir eğilimi yansıtır. 1970’li yıllarda performans sanatının en güçlü ismi Joseph Beuys’tu. Bilindiği üzere Beuys “düşünce plastiktir” diyerek kendi sanatsal tavrını ortaya koymuştu. Beuys’un sanatsal yaklaşımının altında "eylem" kavramı bulunur. O tüm hayatı boyunca sanat ve yaşamı birleştirmeye çalışır. Toplumsal içerikli performanslarından birinde Beuys, Berlin'in Karl Marx Meydanı'ndaki 1 Mayıs gösterilerine iştirak eder. Tüm meydanı kızıl renkteki süpürgesi ile süpürür. Toplananları iki asistanın taşıdığı siyah ve sarı renkte olan torbalara doldurur. Eylem bittikten sonra toplananlar, galeride sergilenir.
Beuys’un “sosyal heykel” fikri doğrultusunda idi bu eylemler. Beuys’a göre: Her insan sanatçıdır. Performans sanatının kökeninde topluma sunmak vardır ve yapılan sanat bir yanıyla anarşiktir. Nitekim Beuys, performanslarında kurumlara ve mevcut totaliter yapılara karşı toplumsal destek alarak mücadele ermeye çalıştı. Beuys’tan sonra performans sanatçıları bireysel edimleri ile ön plana çıktılar ve son dönemde performanslarını bienallerde sergilemeye başladılar. Performans sanatçıları için önceleri bilinç, sonraları beden önemli oldu.
Marina Abramovic’in 1981-1987 yılları arasında Ulay ile gerçekleştirdikleri performansları, Orlan’ın “Carnal Art 2" olarak adlandırdığı bir dizi estetik ameliyatla vücudunu ve yüzünü yeniden biçimlendirdiği sanatsal performansları, Oleg Kulig’in "Pavlov'un Köpeği" adlı performansı, Santiago Sierra'nın toplumsal-eylemsel içerikli performansları akla gelenlerden...
Günümüzde ise 1960 ve 70'lerin önemli performans sanatı uygulamaları tekrar ediliyor. YouTube’da Bruce Nauman’ın performans videolarının imitasyonlarını görüyoruz. 2005 yılında Marina Abramovic, Vito Acconci, Joseph Beuys, Valie Export’un performanslarını "Yedi Basit Yapıt" adı altından yeniden oluşturdu. Yine Chris Burden’in 1971'de (Vietnam Savaşı’nın sürdüğü sıralarda) gerçekleştirdiği “Shoot” isimli performansı net ortamında çizgi film karekterleri ve de yeniden canlandırılmış haliyle görülüyor. Bu performansta Burden, bir asistanına beş metre kadar uzaklıktan tüfekle nişan alarak koluna sıyrık açması için talimat veriyor; ancak kurşun biraz daha içerden geçiyordu.
Geldiğimiz noktada medya oldukça güçlü ve gerçek olan gücünü yitiriyor. Gerçekleştirilen performanslar etkileyiciliğini, şok edici özelliğini yitiriyor. Performanslar üzerinde yaratılan her türlü etkileşim eylemin içinin boşaltılmasına, yapaylaşmasına neden oluyor.


Seni bu performansı yapmaya iten ana sebep ne idi?

2003 yılında New York Şehri'nde 1 aylık bir süre zarfında bulundum. Genel izlenimim NewYork halkının olması gereken bir kollektif yaşama bilincine sahip olmayışıydı. Hayat, fazlasıyla bireyseldi. Sokaklar çok pisti. Evlerin önünde mekan düzenleme olgusu zayıftı. Ve yerlerde binlerce sakız lekesi görmem bende şaşkınlık, ardından da tepki vermemi dolayısıyla da bu performansın yapılmasını sağladı.


Performansındaki çevresel faktörün varlığı neye işaret ediyor?

Bu video New York’ta yaşayan insanların çevre bilincini, bir anlamda da modernizmin eleştirisini içeriyor.


“New York ve Sakız” isimli hazıladığın kitap hakkında bilgi alabilir miyiz?

“New York ve Sakız” Kitabı Mart ayında Artes yayınlarından çıktı.
Yayın, New York Şehri Brooklyn Metrosu'nda 24 temmuz 2003’de gerçekleştirdiğim performansın videosu üzerine Türk ve yabancı küratör, eleştirmen, yazar ve sanatçıların yazılarından oluşuyor. Bu yazarlardan bazıları “Beral Madra”, “Necmi Sönmez”, “Hakan Akçura”, “Raul Moarquech Ferrera”, “Sztuka Fabryka”...
Kitap bir sanat yapıtının derinliğine irdelenmesi açısından Türkiye’de çıkan ilk yayın niteliğini taşıyor.
“New York ve Sakız” isimli video dünyanın bir çok ülkesinde festival, bienal ve sergilerde gösterime girdi. Ve ardından Performans video’ya, video da kitaba dönüştü. Bu yayın ile performans çalışması tekrar dolaşıma giriyor ve sanat yapıtının ivediliği ve bireyler üzerindeki etkisi sağlanmış oluyor.

Not: Bu yazı Broadcasterinfo Dergisinin 51.sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye’de Video Sanatı

Şinasi Güneş










Ömer Ali Kazma_Rhythm a la turka









Kutluğ-Ataman_semiha-berksoy





Kutluğ Ataman_Peruk takan kadınlar




Kutlug Ataman_Uyuyan Matze




Haluk Akakçe_still_life_bg




Haluk Akakçe









Genco Gülan_Tele-rugby







Elif Çelebi_Arzu


Batı’da 1960’larda doğan video sanatı, bir sanat formu olarak 70’lerde yaygınlaşmıştı.
Türkiye’de ise 1995’ten sonra yaygın kullanılan bir sanat disiplini haline gelmiştir. Güzel sanatlar eğitimi veren okullarda video sanatına yönelik bir eğitim anlayışının olmaması, Türk sanatçılarının teknoloji ile olan bağlarının zayıflığı, video ve video montaj teknolojisinin çok
pahalı olması da buna etken olmuş sayılabilir. Bugün halen video sanatı kültürü üzerine çıkarılan yayınlar ve video sanatı etkinlikleri neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda video sanatı kültürünü geliştirmeye yönelik atılımlar son derece önemlidir. Türkiye’de bugün video sanatını yönlendirecek kurumlar bulunmadığı için sanatçılar üzerinden gitmek daha doğru olacaktır. Bu nedenle tek tek sanatçılarımızın çalışmaları üzerinden video sanatımızı okumak gerekiyor.

İlk video sanatı üreticilerimizden, feminist bir bakış açısına sahip olan Nil Yalter, 1973 yılından bu yana kadının kimliği, beden, cinsellik, yalnızlık üzerine yeni teknolojilerden istifade ederek videolar üretiyor. “Rahime” başlıklı videosunda güneydoğulu bir Kürt kadınının dramasını yansıtır.(Video Sanatı, 156)
Sanat Tanımı Topluluğu (STT) 1994'de F. Ilgaz Merkezi'nde ses, imge ve nesne düzenlemesi olan "Çalışma" başlıklı bir sergi düzenlemişti. Yerleştirme, dört beyaz kaide üstüne konulan dört video ekranından oluşmaktaydı ve ekranlarda sürekli olarak, STT üyelerinin hazırladıkları metinleri okudukları video bantları gösteriliyordu. Topluluk için görselleştirme (görüntü) sadece araç, kavram ise önemliydi. (Arayışlar - Resim'e ve Heykel'e Alternatifler, 120 )
Kutluğ Ataman’ın oyuncak bir yatak üzerine yansıttığı bir adam figüründen oluşan videosu, “Uyuyan Matze” (2000) enstalasyon videosuna iyi bir örnek teşkil ediyor. Yalın sadeliği ve boyutunun küçüklüğü ile etkili bir video. Ataman’ın Peruk takan kadınlar videosu ise farklı dünyalara sahip dört Türk kadınının peruk ile ilişkisini, ilişki boyutunu sorguluyor.
“Semiha B.Unplugged” ve “Ruhuma Asla” diğer önemli videolarından.

Elif Çelebi'nin videolarında obje hayvanlardır. Hayvanlara insansallaştırır. “Arzu”isimli çalışmasında bir pet şişe içerisindeki ballı suya yapışıp boğulan arıların yaşam mücadelesi yansıtılıyor. Burada kurguyu hazırlayan sanatçı aynı zamanda gözetleyen konumunda. İzleyicide bu ölüm kalım savaşını gözetliyor. Sanatçı video montaj tekniklerinin getirdiği olanaklardan iyi istifade ediyor. Çelebi’nin videoları pratik bir zekanın ürünleridir.

Ergin Çavuşoğlu'nun videolarında dikkati çeken en önemli unsur psikolojik boyutun ön plana çıkmasıdır. Nesne kullanımlarında ayrıntıya yer vermesi ile psikolojik ve felsefik derinliği yakalamıştır. “Sisyphos” isimli videosu Çavuşoğlu’nun psikolojik açılımını yansıtan en iyi örnektir. Adeta korku filmlerini andıran bir kurgusu vardır. Merdivenlerden yukarıya top çıkartılır ve her defasında top başladığı noktaya döner. Video’nun tuhaf bir atmosferi vardır.
Mitolojideki Sisyphos söylencesi baz alınarak yapılmış bir videodur. Efsaneye göre Tanrı Zeus tarafından cezalandırılan Sisyphos sırtında kocaman bir kayayı dağın zirvesine taşımakta ve kaya tekrar aşağıya yuvarlanmaktadır. Bu iş sonsuza kadar sürecektir. Ergin Çavuşoğlu’nun videoları iç dünyamızın sağaltımıdır adeta.

Ömer Ali Kazma’nın videolarında postmodern bir ironi anlayışı hakimdir. Bu işin mutfağı dediğimiz video montaj teknolojisinden istifade ederek oluşturduğu görüntüleri yapı bozumuna uğratır. Mizahi boyutu ile desteklenen bu videolar kendiliğindenliği ile dijital dilin olanaklarının faydalanıldığı birer teknolojik gösteridirler. Montaj esnasında kendiliğinden olağan şekilde çıkan seslerde görüntüler ile birlikte kullanılır. Ömer Ali’nin işlerinde görsellik ön plandadır. Düşünsel çekiciliği yoktur videoların. Görsel estetik yanı ile çarpıcı, güçlü bir etkiye sahiptirler. Bu çarpıcılığın nedeni videoların teknik anlamda iyi kotarılmış steril görüntülerden oluşmasıdır. Günlük hayattaki sıradan genel geçer görüntülerin biçimini değiştirerek çarpıcı hale getirir. “Supersonic Aile”, “Rhythm a la turka” “Amsterdam” ilgi çekici videolarından sayılabilir.

Haluk Akakçe’nin “Herşeyin Ölçüsü” başlıklı dijital videosunda DNA zincirleri, siberuzay görünümleri söz konusu.(2000) Mimari izler taşıyan çalışmalarından “Kör Tarih”, resmin videoya , videonun resme dönüşümünü yansıtır.(2004) Haluk Akakçe’nin videoları bir nevi nesnel dünyanın soyutlamasıdır. Videolarını doğal olan ile yapay olanı harmanlayarak oluşturur. Bu videolar, soğuk ve steril yanı ile geleceğe dair ütopik tasarımlardır.

Ali Mahmut Demirel 1993 yılında bu yana video alanında üretimlerde bulunuyor.
“Yüz Dolar”, üzerinde oynamaların olduğun animasyon ağırlıklı bir videodur.
Demirel, bu video ile yeni dünya düzeninin kritiğini yapar.

Roxy Hareket Atölyesi / Beden Hafızası Üzerine Denemeler adlı grup, Zeynep Günsur’un yönetiminde 1999 yılından itibaren performans ve performans filmleri gerçekleştirmektedir.
Grup performanslarının çıkış noktası merkezinde beden ve hareket olan, mekan mimari-ses / müzik-hareket / dans-metin / edebiyat-film / medya alanlarına kadar interdisipliner ortam yaratmak olarak düşünülebilir. Videoları arasında; Kesişmeler 3 (2004), Ülke - performans (2003) sayılabilir. Ülke; Eski bir Rum evinde çekilmiş 20 dakikalık bir performans filmidir. Kişilerin kendi “iç ülke”lerinin ve yaşadığımız ortak coğrafyadaki “ülke” yaşantısının bir “ev” sınırı içinde hareket/ses/metin olarak araştırılmasından ortaya çıkmış ortak bir çalışmadır. Ülke, aynı zamanda Roxy Hareket Atölyesi’nin video haline getirilmiş ilk çalışmasıdır.

“Tele-rugby” Genco Gülan’ın 2003 yılında gerçekleştirdiği video film ve performansıdır. Su altında Grundig marka bir televizyon ile oynayan sporcuların performansıdır. Yine aynı yıl gerçekleştirdiği, sanatçı patolojisinin yansıtıldığı “Kulağı kesik” isimli çalışmasında Van Gogh’un kulağını kesme eylemine gönderme yapar. Gülan burada kendi kulağını bir ustura ile keserken görülür. İzleyici şiddet ile irkilir. Kulak kesildikten sonra kahkahalar atan Gülan’ın deliliği ile final oluşturulur. Gülan’ın 2005 yılında gerçekleştirdiği etkileşimli videosu “Çığlık”, farklı ülke insanlarının çığlıklarını attıkları enstantanelerden oluşur. Burada Gülan, yine geçmişteki bir sanatçıya Edvard Munch’a göndermede bulunarak çığlık ögesini yeniden önümüze sunar.

Şinasi Güneş’in 2002 yılında oluşturduğu videosu “Klaksonlu kurbağa”, 70’ li yıllara ait 8 mmlik ailelerin çektikleri amatör filmler ile çizgi filmlerin kesitlerinden oluşan kolajlardan kuruludur. Sanatçı, amatör çekim ve çizgi filmler gibi genel geçer algılanan görüntülerden sosyolojik ve siyasal örgülü ironik mizahsenleri, görünmeyen görünenleri açığa çıkartıyor. 2004 ‘te “New york ve sakız”ı çekiyor. New York Brooklyn metrosundaki bir performansın video görüntülerinden oluşan bir çalışmadır. Bu video New York’da yaşayan insanların çevre bilincini kritize ediyor.

2005 tarihli “Köprünün Ortası” videosu ise, Avrupa yakası ile Anadolu yakasını birleştiren Boğaziçi köprüsünün ortasından atlayan bir figürü içeriyor. Köprünün ortası birçok kez insanların intihar eylemini gerçekleştirdikleri veyahut gösteri amaçlı kullandıkları zaman zaman da ideolojik eylemlerini oluşturdukları etkili bir noktadır. Görsel ve düşünsel açıdan konumu itibariyle mekansal kapsamı ile oldukça vurucudur.
Avrupa yakası hareketliliği, eğlence ve kültür hayatını betimlerken, Anadolu yakası ise daha durağan, güvenli, yalın bir hayatı sembolize ediyor. Boğaziçi köprüsü iki farklı kültürün, doğu ile batının birleştiren bir ara bağlaçtır. Çalışmada sol üst köşede mizahi yönü ile intihar provası yapan bir birey görüntüleniyor vede köprünün ortasında intihar eylemini gerçekleştiren bir birey. Burada trajik olanla gülünç olan bir arada kullanılıyor. Bu ironik kullanım gerçek ile gerçek dışılık arasında yolculuk yapmamıza neden oluyor.

Güneş’in 2006 “Anadolu” isimli videosu, Anadolu'da yaşayan farklı kültürlere sahip kadınların imajlarını içermektedir ve kadın ile örtünme arasındaki ilişkiyi irdelemektedir. Ardından aynı yıl içerisinde gerçekleştirdiği “Gıcır”isimli videosunda, sanatçı gitarın temizlenmesi esnasındaki sıradan bir eylemi, işitsel bir performansa dönüştürüyor.

Ethem Özgüven’in videoları toplumcu gerçekçi bir yapıya sahiptir. Belgesel yanı ağır basan dökümanlardan faydalanır. Özgüven’in videoları “Toplumcu Reklam”olarak da nitelendirilebilir.

Barış Doğrusöz’ün 2001 yılında gerçekleştirdiği “Oda” isimli çalışması mekanın öne çıktığı bir video enstalasyondur. ( Video Sanatı, 111) Doğrusöz’ün “Mousetrap 1” başlıklı videosu batı-doğu, kimlik-kültür ilişkisi üzerinedir.(Video Sanatı, 163)
Vahit Tuna "Avrupa Avrupa Duy Sesimizi..." diye gittikçe sertleşen bir üslupla futbol marşı söyleyen yüzü eşarpla örtülmüş bir futbol fanatiğini boş bir futbol sahasında görüntüler. Bu video enstalasyonu, batının bizde oluşturduğu aşağılık kompleksinin, aşırı milliyetçiliğin ve de daha açık ucuyla Türk kimliğinin sorgulandığı bir video çalışmasıdır.
Nassan Tur’un 2001 yılında Hamburg Bahnhof’ta gerçekleştirdiği “Gölet ve Mavi Gökyüzü“ performansının videosu ilgi çekicidir. Bu videoda, bir yol üzerinde yağmur sularının oluşturduğu suyun birikmesiyle oluşan bir küçük su birikintisi üzerinde yüzmeye çalışan bir figür görülmektedir. Tur, mizahi boyutu ile birlikte algılarımızı tersine çevirir.

Nezahat Ekici, performans videoları ile dikkati çekmektedir. Genellikle kendi vücudunu kullandığı cesaretli, zaman zaman kışkırtıcı felsefik yanı baskın olan performans videoları oluşturmaktadır.

Can Altay, 2001-2003 yılları arasında gerçekleştirdiği“Mini Bar”isimli videosu ile, Ankara'da iş muhitleri ile oturmaya ayrılmış bölgeler arasında oluşan mini-kültürü irdelemektedir.

Serhat Köksal eski Türk filmlerinden alınan ses ve müzikler ile "No Etnik Market, No Egzotik" başlığı altında videolarını oluşturmuştur.

Esra Ersen ağırlıklı olarak kültürel farklılıklar, göç ve entegrasyon gibi sosyal konularda videolar üretiyor. Bu sosyal konuları içeren videolarından bir tanesi İsveç'teki göçmenler bir diğeri ise İstanbul'daki sokak çocuklarından oluşuyor.

2002 yılında gerçekleştirdiği videosu “İsveççe konuşabilseydin” farklı ülkelerden gelip İsveç’e iltica eden insanların dil kursundaki konuşmalarından kurulu. Kursiyerler, “İsveççe konuşabilseydin eğer, İsveçli insanlara ne söylemek isterdin?” sorusuna kendi dillerinde yanıt veriyorlar. Daha sonra bu metinler İsveççe’ye çevriliyor.( Kentin Kapıları Boyunca, 52)

Ferhat Özgür’ün “10.Yıl Marşı” isimli videosu, ağır çekim halinde yürüyen ayak görüntülerinden oluşmaktadır.

Bunun yanısıra;
Yer yer videolarını uluslararası ortamda gördüğümüz;
Nancy Atakan, Fikret Atay, Bülent Baş, Sermin Sherif, Tolga Yüceil, Neriman Polat, Şeyda Cesur, Gülsen Bal, Şener Özmen, Gülsün Karamustafa, Osman Bozkurt, Canan Şenol, Ergun Köken, Hatice Güleryüz, Sefer Memişoğlu, Nevin Aladağ, zaman zaman varlıklarını hissettirmektedirler.

Bütün bu gelişmelere rağmen video sanatı ile sistematik bir şekilde süreklilik arz edecek kadar uğraşan sanatçılarımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir video sanatı kültürünün oluşturulması şart. Video teknolojisinin kullanımı geliştikçe video sanatı alanında üretilenlerde haliyle artacaktır. Video sanatının önü gelecekte çok açık görünüyor.


Şubat 2007


Kaynakça:
Muammer Bozkurt, „Video Sanatı“, Bileşim Yayınları, 2005
Erden Kosova, „Kentin kapıları Boyunca“, art-ist yayınları, 2004
Nancy Atakan, „Arayışlar“, Yapı Kredi Kültür Sanat yayınları, 1998

2010 ‘a Doğru İstanbul’da Sanat ve Siyaset


Şinasi Güneş


13 kasım 2006 günü AB kültür bakanlarının Brüksel’de aldığı bir karar ile 2010 yılında İstanbul Avrupa’nın kültür başkenti ilan edildi. Bununla ilintili olarak mevcut iktidarın Türkiye’deki sanat hayatı ile ilgili geliştirdiği politikalar gündeme gelmeye başladı.

Son zamanlarda İstanbul'daki kültür ve sanat projeleri hızla artmakta. Sirkeci garında şehir müzesi, Aya İrini kilisesindeki atrium bölümünde kutsal ikonalar ve emanetler müzesi kurulması düşünülüyor. Cumhuriyet müzesi de planlar arasında. Silahtarağa projesi sürüyor. Haliç kıyısındaki tersanelerin değerlendirilmesi için Deniz Kuvvetleri'yle görüşülüyor.(Deniz Müzesi kurulması için) "Animas Zindanları, Tekfur Sarayı, Zeyrek Süleymaniye projeleri devam edenler arasında. Buna bağlı olarak inşaat sektöründe hareketlilik başladı. Daha çok mimari anlayıştan ve kendi özgün içrek yapısından kopuk kültür kompleksleri yapılıyor. Bunun önüne geçilmesi lazım ya da elimizdeki mekanların elden geçirilerek kültür komplekslerine dönüştürülmesi gerekiyor.

Bu ilerleyen süreçte kültürler arası iletişim için sanat projelerine ağırlıklı olarak ihtiyaç var. Sanat projelerini yürütecek kişilerin belirli bir yetkinlikte uluslararası ortamda kendilerini kanıtlamış olmaları gerekiyor ki amaca ulaşılabilsin. Bu süreç içinde sanatçılar, uluslararası ortamda dolaşıma girmeleri için desteklenmelidir.

AB’ye bağlı olarak çalışan vakıfların verdikleri fonlar, AB’nin küreselleşmeci kültür politikalarını yansıtıyor. Ekseriyetle kendi emperyalist amaçlarına uygun olan kişi ve kurumları öne çıkarıyorlar. “Yeryüzü Büyücüleri” sergisinde gördüğümüz üzere batı alternatif bir kültürü, batı konteksli olarak bir yere oturtarak yansıtıyor. Batı ötekini her zaman kendi görmek istediği gibi anlamlandırıyor. Batı’nın kültür emperyalizmi önceleri Afrika’da, ardından Balkanlar'da, Orta doğu ve Kafkasya’da kendini gösterdi ve bu ülkelerden aldığı taze kan ile kendi kanını yenilemeye devam etmektedir. Aynı zaman da bu ülkeler yeni ticari kültürel pazarlardır.

2010 yılında Avrupa’nın kültür başkenti ilan edilen İstanbul, şimdiden ciddi bir kültürel pazardır. Nitekim AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 2007 AB bütçesinden Kültür Başkenti İstanbul için 2007'de 1.5 milyon Euro destek vereceklerini açıkladı. Bu olay bu pazarın gelişimine de katkıda bulunacaktır.

Bugün dünya sanat pazarını yönlendirenlerin, ticari zihniyeti ön planda tutmaları, sanatın gelişiminde ciddi bir engel. Banka galerileri ve müzeler Türkiye’de sanatın dolaşımını belirliyor. Bu kurumlar ile ilişki kuramayanlar kendilerini var edemiyor veya alternatif bir takım oluşumlar ile kendilerini dolaşıma sokmak zorunda kalıyorlar.

Kültür Bakanlığı’nın AKP hükümeti tarafından Turizm Bakanlığı ile birleştirilmesinden sonra eski kültür bakanlarının çoğu, bu birleşmenin çok yanlış olduğunu ve de kültür ve sanatı daha da zayıflatacağını ileri sürmüşlerdi. Nitekim Kültür ve Turizm Bakanı’nın Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’i görevden alması sanat dünyasında ve sanata, sanatçıya destek veren kesimlerde büyük endişe yaratmış idi. Bunun yanı sıra, sinemacılar, yaratıcı sinematografik ve görsel işitsel eserlerin ortak yapımı ve dağıtımı için Avrupa Destek Fonu’nda (Eurimages) Türkiye’yi 15 yıldır başarıyla temsil eden ve 56 filmden, 50’sine destek sağlayan Faruk Günaltay’ın da görevden alınmasına tepkilerini gösterdiler. Özetle, özerk bir yapıda olması gereken kültür sanat alanının siyaset eli ile yönlendirilmesi olumlu bir gelişimin altını tıkamaktadır.

Siyasetin sanata ilişkin yansımasını bugün belediyeye bağlı kültür komplekslerinde de net olarak görüyoruz. Ak parti iktidarından önce işlek olan ve güncel sanat örneklerine sıklıkla rastladığımız belediyeye bağlı olarak çalışan galeriler şu an çok atıl durumdalar. Önceleri gündemi belirleyen galerilerin başında gelen Atatürk Kültür Merkezi uzun süredir suskun. Yeni yeni sergiler yapılmaya başlandı. Bu süregelen sergilerde gündeme damgasını vuracak türden değiller. Bununla birlikte Taksim Sanat Galerisi mevcut AKP Belediyesi’nden önce güncel sanat sergilerinin izlendiği bir yerdi. Şimdi ise durumu içler acısı. ve de Atatürk Kitaplığı sanat galerisi enstalasyon disiplinli sergilerin yapıldığı bir yerdi ki şu an sessizlikten payına düşeni almış durumda. Beşiktaş’taki Dolmabahçe Kültür Merkezinin durumunu hepimiz biliyoruz. Kapılarının kapatılması, içeriksiz bir hale getirilmesi bugün ciddi bir kayıptır. Plastik sanatların bugünkü gelişimi düşünüldüğünde belediyeler ciddi anlamda çağın çok gerisinde kalmışlardır. Buradaki en büyük sıkıntı, dinin siyasete karıştırılmasıdır. Belediyelerin güdümündeki din ile ilişkilendirilmiş kültür politikaları güncel sanatı kendi varlıklarının dışında bırakmıştır.

Yaşadığımız bu dönemde sanatın gelişimi insanı anlamaktan geçiyor. Kapitalizmin baskısı üzerimizde o kadar yoğun ki bu dayatmalara sanat ile bir karşı duruş geliştirilebilir. Sanatçıların kendi aralarında örgütlenmeleri ve toplum ile sanatı ilişkilendirmeleri gerekiyor. Sanat hala çoğumuz için bir umut olma özelliğini beraberinde taşıyor. Çağımız için sanat anahtardır.
Bunu iyi görmek lazım.

Bir Varlık Sancısı Olarak Sanat


Şinasi Güneş

İlkel insan araçlar yaparken çevresini dönüştürürken sanattan faydalanmıştır. Sanat dolayısıyla insanla birlikte var ola gelmiştir. Hayattan önce sanat yoktu.
Sanat kavramını nitelendiren ona değer yükleyen insandır. Bu nedenle sanat insan ile var olan insanın yok olması ilede yok olacak bir şeydir. Hayat kavramını insanla özdeşleştirdiğimiz için insanla birlikte hayatın tekabüliyeti bir yerde noktalanacağından ötürü, bizim sanatın ölümüne yönelik düşünce biçimimiz değişmeyecektir.
Sanat insanı hayata bağlar. Maddesel bir dünyanın ötesine taşır. İnsan varolmanın hafifliğini sanatla yaşar. Sanat ile varlık sancısını hisseder. Yaşadıkça varolmanın bilincine varır.
Bugün sanatın imajı gerçek sanatın kendisinin önüne geçmiştir. Bu durumu Guy Debord "Gösteri Toplumu" isimli kitabında çok önceden öngörmüş idi. Bugün küresel kapitalizmin dayattığı sanat, tekrara dayalı aynılığı yansıtmaktadır. Bu durum, ancak ve ancak yeniyi yaratmakla, tersine bir dünya tasarımı ile kırılabilir. Bunun için toplumun örgütlü bir yapısının olması gerekiyor. Nitekim toplumsal hayatın refahı, toplumun belirli bir sanatsal kültüre sahip olması ile gerçekleşecektir. Bu nedenle yeni algılama düzenekleri oluşturmak esas alınmalıdır.

Şubat, 2007