18 Temmuz 2008 Cuma

Türkiye’de Video Sanatı

Şinasi Güneş










Ömer Ali Kazma_Rhythm a la turka









Kutluğ-Ataman_semiha-berksoy





Kutluğ Ataman_Peruk takan kadınlar




Kutlug Ataman_Uyuyan Matze




Haluk Akakçe_still_life_bg




Haluk Akakçe









Genco Gülan_Tele-rugby







Elif Çelebi_Arzu


Batı’da 1960’larda doğan video sanatı, bir sanat formu olarak 70’lerde yaygınlaşmıştı.
Türkiye’de ise 1995’ten sonra yaygın kullanılan bir sanat disiplini haline gelmiştir. Güzel sanatlar eğitimi veren okullarda video sanatına yönelik bir eğitim anlayışının olmaması, Türk sanatçılarının teknoloji ile olan bağlarının zayıflığı, video ve video montaj teknolojisinin çok
pahalı olması da buna etken olmuş sayılabilir. Bugün halen video sanatı kültürü üzerine çıkarılan yayınlar ve video sanatı etkinlikleri neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda video sanatı kültürünü geliştirmeye yönelik atılımlar son derece önemlidir. Türkiye’de bugün video sanatını yönlendirecek kurumlar bulunmadığı için sanatçılar üzerinden gitmek daha doğru olacaktır. Bu nedenle tek tek sanatçılarımızın çalışmaları üzerinden video sanatımızı okumak gerekiyor.

İlk video sanatı üreticilerimizden, feminist bir bakış açısına sahip olan Nil Yalter, 1973 yılından bu yana kadının kimliği, beden, cinsellik, yalnızlık üzerine yeni teknolojilerden istifade ederek videolar üretiyor. “Rahime” başlıklı videosunda güneydoğulu bir Kürt kadınının dramasını yansıtır.(Video Sanatı, 156)
Sanat Tanımı Topluluğu (STT) 1994'de F. Ilgaz Merkezi'nde ses, imge ve nesne düzenlemesi olan "Çalışma" başlıklı bir sergi düzenlemişti. Yerleştirme, dört beyaz kaide üstüne konulan dört video ekranından oluşmaktaydı ve ekranlarda sürekli olarak, STT üyelerinin hazırladıkları metinleri okudukları video bantları gösteriliyordu. Topluluk için görselleştirme (görüntü) sadece araç, kavram ise önemliydi. (Arayışlar - Resim'e ve Heykel'e Alternatifler, 120 )
Kutluğ Ataman’ın oyuncak bir yatak üzerine yansıttığı bir adam figüründen oluşan videosu, “Uyuyan Matze” (2000) enstalasyon videosuna iyi bir örnek teşkil ediyor. Yalın sadeliği ve boyutunun küçüklüğü ile etkili bir video. Ataman’ın Peruk takan kadınlar videosu ise farklı dünyalara sahip dört Türk kadınının peruk ile ilişkisini, ilişki boyutunu sorguluyor.
“Semiha B.Unplugged” ve “Ruhuma Asla” diğer önemli videolarından.

Elif Çelebi'nin videolarında obje hayvanlardır. Hayvanlara insansallaştırır. “Arzu”isimli çalışmasında bir pet şişe içerisindeki ballı suya yapışıp boğulan arıların yaşam mücadelesi yansıtılıyor. Burada kurguyu hazırlayan sanatçı aynı zamanda gözetleyen konumunda. İzleyicide bu ölüm kalım savaşını gözetliyor. Sanatçı video montaj tekniklerinin getirdiği olanaklardan iyi istifade ediyor. Çelebi’nin videoları pratik bir zekanın ürünleridir.

Ergin Çavuşoğlu'nun videolarında dikkati çeken en önemli unsur psikolojik boyutun ön plana çıkmasıdır. Nesne kullanımlarında ayrıntıya yer vermesi ile psikolojik ve felsefik derinliği yakalamıştır. “Sisyphos” isimli videosu Çavuşoğlu’nun psikolojik açılımını yansıtan en iyi örnektir. Adeta korku filmlerini andıran bir kurgusu vardır. Merdivenlerden yukarıya top çıkartılır ve her defasında top başladığı noktaya döner. Video’nun tuhaf bir atmosferi vardır.
Mitolojideki Sisyphos söylencesi baz alınarak yapılmış bir videodur. Efsaneye göre Tanrı Zeus tarafından cezalandırılan Sisyphos sırtında kocaman bir kayayı dağın zirvesine taşımakta ve kaya tekrar aşağıya yuvarlanmaktadır. Bu iş sonsuza kadar sürecektir. Ergin Çavuşoğlu’nun videoları iç dünyamızın sağaltımıdır adeta.

Ömer Ali Kazma’nın videolarında postmodern bir ironi anlayışı hakimdir. Bu işin mutfağı dediğimiz video montaj teknolojisinden istifade ederek oluşturduğu görüntüleri yapı bozumuna uğratır. Mizahi boyutu ile desteklenen bu videolar kendiliğindenliği ile dijital dilin olanaklarının faydalanıldığı birer teknolojik gösteridirler. Montaj esnasında kendiliğinden olağan şekilde çıkan seslerde görüntüler ile birlikte kullanılır. Ömer Ali’nin işlerinde görsellik ön plandadır. Düşünsel çekiciliği yoktur videoların. Görsel estetik yanı ile çarpıcı, güçlü bir etkiye sahiptirler. Bu çarpıcılığın nedeni videoların teknik anlamda iyi kotarılmış steril görüntülerden oluşmasıdır. Günlük hayattaki sıradan genel geçer görüntülerin biçimini değiştirerek çarpıcı hale getirir. “Supersonic Aile”, “Rhythm a la turka” “Amsterdam” ilgi çekici videolarından sayılabilir.

Haluk Akakçe’nin “Herşeyin Ölçüsü” başlıklı dijital videosunda DNA zincirleri, siberuzay görünümleri söz konusu.(2000) Mimari izler taşıyan çalışmalarından “Kör Tarih”, resmin videoya , videonun resme dönüşümünü yansıtır.(2004) Haluk Akakçe’nin videoları bir nevi nesnel dünyanın soyutlamasıdır. Videolarını doğal olan ile yapay olanı harmanlayarak oluşturur. Bu videolar, soğuk ve steril yanı ile geleceğe dair ütopik tasarımlardır.

Ali Mahmut Demirel 1993 yılında bu yana video alanında üretimlerde bulunuyor.
“Yüz Dolar”, üzerinde oynamaların olduğun animasyon ağırlıklı bir videodur.
Demirel, bu video ile yeni dünya düzeninin kritiğini yapar.

Roxy Hareket Atölyesi / Beden Hafızası Üzerine Denemeler adlı grup, Zeynep Günsur’un yönetiminde 1999 yılından itibaren performans ve performans filmleri gerçekleştirmektedir.
Grup performanslarının çıkış noktası merkezinde beden ve hareket olan, mekan mimari-ses / müzik-hareket / dans-metin / edebiyat-film / medya alanlarına kadar interdisipliner ortam yaratmak olarak düşünülebilir. Videoları arasında; Kesişmeler 3 (2004), Ülke - performans (2003) sayılabilir. Ülke; Eski bir Rum evinde çekilmiş 20 dakikalık bir performans filmidir. Kişilerin kendi “iç ülke”lerinin ve yaşadığımız ortak coğrafyadaki “ülke” yaşantısının bir “ev” sınırı içinde hareket/ses/metin olarak araştırılmasından ortaya çıkmış ortak bir çalışmadır. Ülke, aynı zamanda Roxy Hareket Atölyesi’nin video haline getirilmiş ilk çalışmasıdır.

“Tele-rugby” Genco Gülan’ın 2003 yılında gerçekleştirdiği video film ve performansıdır. Su altında Grundig marka bir televizyon ile oynayan sporcuların performansıdır. Yine aynı yıl gerçekleştirdiği, sanatçı patolojisinin yansıtıldığı “Kulağı kesik” isimli çalışmasında Van Gogh’un kulağını kesme eylemine gönderme yapar. Gülan burada kendi kulağını bir ustura ile keserken görülür. İzleyici şiddet ile irkilir. Kulak kesildikten sonra kahkahalar atan Gülan’ın deliliği ile final oluşturulur. Gülan’ın 2005 yılında gerçekleştirdiği etkileşimli videosu “Çığlık”, farklı ülke insanlarının çığlıklarını attıkları enstantanelerden oluşur. Burada Gülan, yine geçmişteki bir sanatçıya Edvard Munch’a göndermede bulunarak çığlık ögesini yeniden önümüze sunar.

Şinasi Güneş’in 2002 yılında oluşturduğu videosu “Klaksonlu kurbağa”, 70’ li yıllara ait 8 mmlik ailelerin çektikleri amatör filmler ile çizgi filmlerin kesitlerinden oluşan kolajlardan kuruludur. Sanatçı, amatör çekim ve çizgi filmler gibi genel geçer algılanan görüntülerden sosyolojik ve siyasal örgülü ironik mizahsenleri, görünmeyen görünenleri açığa çıkartıyor. 2004 ‘te “New york ve sakız”ı çekiyor. New York Brooklyn metrosundaki bir performansın video görüntülerinden oluşan bir çalışmadır. Bu video New York’da yaşayan insanların çevre bilincini kritize ediyor.

2005 tarihli “Köprünün Ortası” videosu ise, Avrupa yakası ile Anadolu yakasını birleştiren Boğaziçi köprüsünün ortasından atlayan bir figürü içeriyor. Köprünün ortası birçok kez insanların intihar eylemini gerçekleştirdikleri veyahut gösteri amaçlı kullandıkları zaman zaman da ideolojik eylemlerini oluşturdukları etkili bir noktadır. Görsel ve düşünsel açıdan konumu itibariyle mekansal kapsamı ile oldukça vurucudur.
Avrupa yakası hareketliliği, eğlence ve kültür hayatını betimlerken, Anadolu yakası ise daha durağan, güvenli, yalın bir hayatı sembolize ediyor. Boğaziçi köprüsü iki farklı kültürün, doğu ile batının birleştiren bir ara bağlaçtır. Çalışmada sol üst köşede mizahi yönü ile intihar provası yapan bir birey görüntüleniyor vede köprünün ortasında intihar eylemini gerçekleştiren bir birey. Burada trajik olanla gülünç olan bir arada kullanılıyor. Bu ironik kullanım gerçek ile gerçek dışılık arasında yolculuk yapmamıza neden oluyor.

Güneş’in 2006 “Anadolu” isimli videosu, Anadolu'da yaşayan farklı kültürlere sahip kadınların imajlarını içermektedir ve kadın ile örtünme arasındaki ilişkiyi irdelemektedir. Ardından aynı yıl içerisinde gerçekleştirdiği “Gıcır”isimli videosunda, sanatçı gitarın temizlenmesi esnasındaki sıradan bir eylemi, işitsel bir performansa dönüştürüyor.

Ethem Özgüven’in videoları toplumcu gerçekçi bir yapıya sahiptir. Belgesel yanı ağır basan dökümanlardan faydalanır. Özgüven’in videoları “Toplumcu Reklam”olarak da nitelendirilebilir.

Barış Doğrusöz’ün 2001 yılında gerçekleştirdiği “Oda” isimli çalışması mekanın öne çıktığı bir video enstalasyondur. ( Video Sanatı, 111) Doğrusöz’ün “Mousetrap 1” başlıklı videosu batı-doğu, kimlik-kültür ilişkisi üzerinedir.(Video Sanatı, 163)
Vahit Tuna "Avrupa Avrupa Duy Sesimizi..." diye gittikçe sertleşen bir üslupla futbol marşı söyleyen yüzü eşarpla örtülmüş bir futbol fanatiğini boş bir futbol sahasında görüntüler. Bu video enstalasyonu, batının bizde oluşturduğu aşağılık kompleksinin, aşırı milliyetçiliğin ve de daha açık ucuyla Türk kimliğinin sorgulandığı bir video çalışmasıdır.
Nassan Tur’un 2001 yılında Hamburg Bahnhof’ta gerçekleştirdiği “Gölet ve Mavi Gökyüzü“ performansının videosu ilgi çekicidir. Bu videoda, bir yol üzerinde yağmur sularının oluşturduğu suyun birikmesiyle oluşan bir küçük su birikintisi üzerinde yüzmeye çalışan bir figür görülmektedir. Tur, mizahi boyutu ile birlikte algılarımızı tersine çevirir.

Nezahat Ekici, performans videoları ile dikkati çekmektedir. Genellikle kendi vücudunu kullandığı cesaretli, zaman zaman kışkırtıcı felsefik yanı baskın olan performans videoları oluşturmaktadır.

Can Altay, 2001-2003 yılları arasında gerçekleştirdiği“Mini Bar”isimli videosu ile, Ankara'da iş muhitleri ile oturmaya ayrılmış bölgeler arasında oluşan mini-kültürü irdelemektedir.

Serhat Köksal eski Türk filmlerinden alınan ses ve müzikler ile "No Etnik Market, No Egzotik" başlığı altında videolarını oluşturmuştur.

Esra Ersen ağırlıklı olarak kültürel farklılıklar, göç ve entegrasyon gibi sosyal konularda videolar üretiyor. Bu sosyal konuları içeren videolarından bir tanesi İsveç'teki göçmenler bir diğeri ise İstanbul'daki sokak çocuklarından oluşuyor.

2002 yılında gerçekleştirdiği videosu “İsveççe konuşabilseydin” farklı ülkelerden gelip İsveç’e iltica eden insanların dil kursundaki konuşmalarından kurulu. Kursiyerler, “İsveççe konuşabilseydin eğer, İsveçli insanlara ne söylemek isterdin?” sorusuna kendi dillerinde yanıt veriyorlar. Daha sonra bu metinler İsveççe’ye çevriliyor.( Kentin Kapıları Boyunca, 52)

Ferhat Özgür’ün “10.Yıl Marşı” isimli videosu, ağır çekim halinde yürüyen ayak görüntülerinden oluşmaktadır.

Bunun yanısıra;
Yer yer videolarını uluslararası ortamda gördüğümüz;
Nancy Atakan, Fikret Atay, Bülent Baş, Sermin Sherif, Tolga Yüceil, Neriman Polat, Şeyda Cesur, Gülsen Bal, Şener Özmen, Gülsün Karamustafa, Osman Bozkurt, Canan Şenol, Ergun Köken, Hatice Güleryüz, Sefer Memişoğlu, Nevin Aladağ, zaman zaman varlıklarını hissettirmektedirler.

Bütün bu gelişmelere rağmen video sanatı ile sistematik bir şekilde süreklilik arz edecek kadar uğraşan sanatçılarımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir video sanatı kültürünün oluşturulması şart. Video teknolojisinin kullanımı geliştikçe video sanatı alanında üretilenlerde haliyle artacaktır. Video sanatının önü gelecekte çok açık görünüyor.


Şubat 2007


Kaynakça:
Muammer Bozkurt, „Video Sanatı“, Bileşim Yayınları, 2005
Erden Kosova, „Kentin kapıları Boyunca“, art-ist yayınları, 2004
Nancy Atakan, „Arayışlar“, Yapı Kredi Kültür Sanat yayınları, 1998

1 yorum:

hüseyin Findik dedi ki...

bu bir harikaydı...